İzleyiciler

22 Ekim 2016 Cumartesi

Kırık Bir Kırk Yıl

     Yıllar önce okuduğum bir hikayeden esinlenerek yazdım. Bir kadın doğum uzmanının Doğubayazıt'da geçen bir ömrü diyebiliriz...
     Yine sabah tıraşımı olup takımımı giyip büroya gidiyordum. Bir yandan gelişimi düşünüyor, bir yandan tanıdıklara selam vererek yürüyordum. Ağrı'nın Doğubayazıt adlı bir ilçesinde kadın doğum uzmanıydım. Nasıl oldu da buraya düşmüştüm. Oysa ki Buca'da doğmuş tam bir batılı adamdım. Liseye kadar orada okuyup üniversiteyi uzaklaşmamak için tek tercihle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi yazmıştım. Okul bitince de bekletmeden TUS'a çalışıp Cerrahpaşa Üniversitesi Kadın Doğum'u kazanmıştım. İzmir'den ilk ayrılışım da o zaman olmuştu. Evlenme merasimleri için annemler bir kaç kişi ile görüşse de o zamanlar burnum havada olduğu için kimseyi kabul etmemiştim.
    Zorunlu görev olarak ilk Doğubayazıt çıktığında sadece plakada Ağrı'nın dördüncü sırada olduğunu biliyordum. Başka hiç bir bilgim yoktu. Ailem için hiç sorun olmadı. Zaten biraz aramız açıktı daha evlenmediğim için. Doğubayazıt'a gittikten sonra da çevre dost ve akrabalardan kimse kabul etmemişti benimle evlenmeyi. Buralara gelmek istemiyordu hiçbiri. Tüm vaktimi hastalara ve nadir olarak gelen hastalıkların vaka sunumlarını hazırlamakla geçirmeye başlamıştım. Bir yerden sonra evlenmeyi de unutmuştum. Tüm işim gücüm gelen hastalara bakmak olmuştu.
   Biraz para kazanıp sonra giderim diye burada muayene yeri açmıştım ve o zamanın parasıyla ayda yirmi bin kazanıyordum ama kaldıkça da çivileniyordum. Yabancı dil ve yan dal bilgilerimi  de unutuyordum zamanla. Bir iki kere tekrar sınava hazırlanmaya çalışsam da olmadığını görünce ben de çok üzerine düşmedim. Doğubayazıt'daki dördüncü ve beşinci yıllarımda art arda anne ve babamı da kaybedince artık Buca'ya gitmek benim için tam bir ızdırap olmaya başlamıştı ve tamamen buraya yerleşmiştim. Artık memleketim Doğubayazıt olmuştu.
     Kendime bir araba ve bir ev almıştım ama param bana çok geliyordu. Alıştığım için tayin hiç düşünmüyordum zaten. Doğurttuğum çocuklar yedi yaşına girmeye başlayınca aklıma bir fikir gelmişti. Biriktirdiğim para ile küçük bir ilkokul açacak belki zamanla yanına lise de yaptıracaktım. İstediğim gibi de oldu. İzinler alındı resmi işleri hallettik. Maddi durumu olmayan öğrenciler için küçük bir yatılı ilkokul yaptık. On yıl sonra da yanına bir lise açmıştık. Şehir gittikçe ben oluyordu ve ben gittikçe Doğubayazıt oluyordum. Evlenmeden onlarca yüzlerce çocuğum olmuştu bir kaç yıl içinde. Ve bir nesil tamamen benimle büyümüştü.
    Aradan yirmi yıl geçmişti. Doğurttuğum çocukların çocuklarını doğurmaya başlıyordum artık. İlk Ayşe'nin hamileliğinde gelişini hatırlıyorum. Annemin ismini vermişlerdi Ayşe'ye. Şimdi de Ayşe hamile kalmıştı ve bana gelmişti. Zorlu doğum olacağı belliydi. Van'a sevk etmiştim Ayşe'yi. Sınıf Arkadaşlarımdan biri Van'da perinatolog olmuştu. Beni hatırlamıyorum bile. O zamanlar benim için Ayşe'nin doğumu daha önemliydi. Şimdi düşünüyorum da ben burada olmasaydım ben de yükselmiştim belki. Çünkü hem hırslı hem çalışkan biriydim.
    Bir sürü kurtaramadığım bebek de olmuştu. Ama hiç bir zaman bana öfkelenmediler. Biliyorlardı elimden gelen her şeyi yapacağımı. Hatırlıyorum da bir hastamın üçüncü çocuğunu kurtaramamıştım. Oğlu yanıma gelip "Doktor dede. Şimdi benim kardeşim cennetten bize el sallıyor mudur?" diye sormuştu. Zaten hüzünlü bir havada olan ortam tamamen yasa bürünmüştü. Annesi sessizce ağlıyordu. Biraz da hastama teselli vermek için "Tabi evladım." dedim. "Hatta abi anneme söyle ağlamasın. Bana burda çok iyi bakıyorlar diyordur. " demiştim. Yıllarımın en ağır günlerinden biri olmuştu.
    Kırk yılım burada geçmişti ve neredeyse ahalinin yarısını ben büyütmüştüm. Adım doktor dede olmuştu. Arkadaşlarım çok yüksek yerlere gelmiş olabilirlerdi ve ben burada kalmıştım. Hem de bir hiç uğruna hayatımı mahvettiğimi düşünüyordum. Burada yaşlanıp ölecektim. Kimsesiz, sahipsiz, ailesiz ve sessiz bir şekilde. Bu düşüncelerle ofise varmıştım. Masanın üzerinde yine bir sürü evlilik ve başka bir sürü davetiye vardı. İçeri ebe hanım arkamdan girdi. "Hocam öğle yemeğine şehir dışında açılış varmış sizi de bekliyorlar." dedi. "Saolasın Meltem hiç gidecek halim yok gelemeyeceğimi söylersin." dedim.
    "İlçenin büyüklerinden Hasan Bey bizzat davet etti sizi. Gitmemeniz büyük ayıp olur." dedi. Çaresiz bir kaç saat oturup oraya gitmek için kalktım. O anda farkettim. Bu gün hiç hasta gelmemişti. Büyük ihtimal yeni diğer doktorlara gitmişlerdir diye düşünüyordum. Zaten hem ben yaşlanmıştım hem kırk yıl içinde ilçe büyümüştü. Başka bir sürü doktor gelmişti. Kim ne etsindi benim gibi yaşlanmış kurdu. Sanki hiç kırk yıl burada hizmet etmemişim gibi. İçimden lanet okuyordum tüm halka. Onca emek verdim, okul açtım, durumu iyi olmayanlara yardım edip evlendirdim. Yazıklar olsun hepsine diyordum.
    Açılışa vardığımda  neredeyse tüm Doğubayazıt oraya toplanmıştı. Yeni bir hastane açılışı varmış. Koskoca hastane yapılmıştı ve benim hiç haberim yoktu. Nasıl olurdu bu. Ne kadar da dalgınlaşmıştım yıllar içinde. Eskiden tüm Doğubayazıt'da olan bitenden haberim olurdu. Beni en önlerde bir yere oturttular. Konuşmayı Hasan Bey yapmak için kürsüye çıkmıştı.
    "Sevgili Doğubayazıtlı vatandaşlar. Bugün buraya niye toplandığımızı biliyorsunuz. Yeni bir hastane yapmak gerekiyordu. İlçemizin doktor dedesinin paralarını biriktirip sizin de katkılarınızla bu hastaneyi yaptık bitirdik. Bayağı zamanımızı aldı ama olsun. Sizlerin huzurunda ilçemizin dedesine emeklilik teklif ediyorum ve hastanenin kârının yüzde yirmisini ona maaş olarak teklif ediyorum. Bizim başımızdan hiç eksik olmayan dedemiz sen hepimizin tek ortak dedesisin. Sen bizim her şeyimizsin. Bizi onca zorluklara rağmen bırakmadığın için teşekkürler."
     Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Hiç ailemin olmadığını düşündüğüm sırada aslında yıllar içinde kocaman bir ailem olmuştu. Gözlerimden yaşların aktığını farkettim o sırada. Hiç bir iyilik boşta kalmıyordu. Kürsüye çıktığımda sadece oradaki insanlara bakıyordum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder