Hastanın yoğunluğu kadar ağırsın,
Umudu aşıladığın kadar hafif...
Yaptığın empati kadar canlısın,
Hastanede geçmeyen yılların kadar genç...
Hastaya bakarsan iyisin,
Umursamadığın kadar kötü...
Ne kadar çok olursa olsun ufkun
Hastaya anlatamayabilirsin...
Öğrendiklerini kâr sayma:
Tecrübenin yettiği kadar anlarsın; ne kadar okursan oku
Tedavin kadardır bilgin...
Mutlu ettiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki hekimliğin kadar güleceksin
Sakın bitti sanma okulu,
Okula şimdi başlayacaksın.
Güler yüzündedir hastalarının sana verdiği değer
Ve hastalarına değer verdiğin kadar insansın.
Bir bilgiyi saklayacaksan eğer;
Bırak sakladıkların hastanın mahremiyeti olsun.
Pozitif bilimdedir aradığın doğru bilgi,
Ve bilime sadık kaldığın kadar bilim insanısın.
Unutma sakin olduğun kadar sabırlısın,
Hastaya kükrediğin kadar sinirli.
Kendini doktor hissettiğin kadar doktorsun...
Bilgiyi hissettiğin kadar arif.
Kendine inandırdığın kadar güvenilir.
İşte tıp hayatı!
İşte budur hekimlik,
Bunu hatırladığın kadar yaparsın.
Bunu unuttuğunda baktığın her hasta kadar üşürsün
Ve hekimliğini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Hasta bakıldığı kadar özeldir,
Hastalık tedavi edildikçe sevimli,
Sen çözüm sunduğun kadar ordasın.
Ve her şeyi de öğrenemeyebilirsin,
Her daim oku,
Okuduklarınla gelişirsin...
İzleyiciler
28 Kasım 2019 Perşembe
23 Kasım 2019 Cumartesi
Ansızın
Ben tıp kazananlara tıbbı anlatıyorum
Ben yıl uzatanlara tıbbı sevdiriyorum
Şiirler yazacağım, tıpta her yıl kaldıkça
Tıp Fakültesi okuyor, şiir yazıyorum
Unutturmayacağım, tıbbı yaşatacağım
Tıp Fakültesi okuyor, şiir yazıyorum
Her dönemde, her yerde ben tıbbı okudukça
Tıp evreninde tıbba şiir okutacağım
Özdemir Asaf'tan özür dileyerek...
22 Kasım 2019 Cuma
Tıp İsteyen Öğrencilere
Şu tıp fakültesi nedir! Var mı kampüste eşi?
En zeki çocukların yükleniyor dördü beşi,
-Kapıdan yol bularak geçmek için ön sıraya-
Kaçı defteriyle sarılmış ufak bir kenara.
Ne umutsuzca tehaşşüd ki akıllar kapalı!
Nerde -gösterdiği azmiyle- "bu:tıp okumalı!"
Dedirir - uykusuz gözlerle öğrenci kümesi,
Varsa gelmiş, içilmiş çayları yâhud kahvesi!
Uzatanlar, yeni gelen tüm tıpçı öğrenciler,
Dinliyor dersleri, tufan gibi mahşer mahşer.
Tenyaları anlatıyor da parazitoloji
Öncesinde gelmeli: mikrobiyoloji!
Konular başka, lisanlar, içerik rengarenk;
Sade bir hadise var ortada; zorluklar denk.
Kimi hücre, kimi doku kimi bilmem ne belâ...
Hani, beyine de zulümdür bu istilâ!
Ah o ikinci sınıf yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi tıpçı varsa, hakkıyla sefîl,
Kustu anatomi aylarca durup tıpçısına;
Döktü içindeki zorluğu zulmedercesine.
Sorular çıkmasa hâlâ bize âfetti etüt...
Geçme kalma denilen, zorlu, anlamsız o büt.
Sınavda kalınsa da bulunur elbet sebep,
Öyle fazla ki: Eder her biri bir yüklü merkep.
Öteden üst dönemler sildiriyor âfâkı;
Beriden çömezler hatırlatıyor a'mâkı;
Soru şimşekleri hocadan gelip her siperin;
Sönüyor beyninin üstünde o öğrencinin.
Tekrarda olan ümitsiz gibi onlarca kalan,
Kalanların umudu yıktığı: yüzbinlerce an.
Gençliğinizi almakta, yaşlandırıyor bu yer;
O ne müthiş okuldur; savrulur öğrenciler...
Depresyon, anksiyete veyahut huzursuz bacak,
Giderler psikiyatristlere, sağnak sağnak.
Anlatıyor hoca olmuş akademisyenler,
Anlaşılmayan konular, alevden dersler.
Dolduruyor gereksiz, bağrı yanık sinelere,
Bağrı yanık sine sahibi öğrencilere.
Lablarda hep bırakacağını söyleyenler,
Okul uzatanlar bu tehdîde ancak güler!
Ne merhamet ister ne de kolaylık hocadan;
Durur mu kurtlar içinde kükreyen aslan?
Hangi kuvvettir onları edecek kahrına râm?
Çünkü umursamazlık o metin istihkâm.
Gelip geçicidir, fakültedeki seneler,
Hekim olmaya tevkif edemez bütler, finaller.
Bu gençlerdir doktorluğun ebedi serhaddi;
Dekan "Asli vazifendir, onu çiğnetme." dedi.
Doktorluk nesli.. Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi görevini, çiğnetmeyecek.
Sarsılmış gövdesi, bir baksana, dağılmışlar...
Komite olmazsa, bu kadar çalışmaz başlar,
Yorulmuş sınavın ardından, uzanmış yatıyor,
Bir sınav uğruna, ya Rab kaç öğrenci kalıyor?
Ey tıp için yıllarını heder etmiş gençler!
Geçmişten gençliğin gelip öpse elini değer.
Ne saygınsın ki bilgin susturuyor milleti...
Aşret ağaları ancak, bu kadar şanlı idi!
Sana kısa gelmeyecek ömrü kimler yazsın?
"Sıkıştıralım altı yılı" desem sığmazsın.
Baraj baraj geçtiğin derslere yetmez o kitab
Seni ancak mezuniyet eder istiab.
"Tıp Fakültem" diyerek okulu diksen başına;
Ruhunun özünü duysan da eklesen aşına;
Sonra notlarını alsan da, ridâ namiyle,
Cahilliklerini örtsen bütün ecramiyle;
Guyton ve Ganong kitaplarını yapsan da taban,
Bir bütün fizyolojiyi ezberlesen oradan;
Ve Lippincott altında, biyokimyana,
Uzanırken, patolojiyi getirsen yanına,
Ordinalyüs gibi üç dalda otörlük yapsan;
Gündüz vaktinde konferanslarda ders yapsan;
Tüllenen geceyi, makaleyle sarsan yarana...
Yine bir şey okudum diyemezsin etrafına.
Sen ki, çabalarınla zorlayarak tüm azmini,
Türkiye'nin en zor denilen fakültesini,
Kazandığın gibi başarına ettin hayran...
Sen ki, çevreni sarmışken korku ve heyecan,
O sınav anını göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, öğrenci kartında yazar fakülte adın;
Sen ki, yıl uzatsan da bitireceksin.. Heyhat,
Sana uğramaz işsizlik, seni almaz bu feryat...
Ey şehit olmuş doktor, isteme benden makber,
Öldürüldükçe sen mezardır bu hastaneler.
Mehmet Akif Ersoy ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor ve özür diliyorum...
En zeki çocukların yükleniyor dördü beşi,
-Kapıdan yol bularak geçmek için ön sıraya-
Kaçı defteriyle sarılmış ufak bir kenara.
Ne umutsuzca tehaşşüd ki akıllar kapalı!
Nerde -gösterdiği azmiyle- "bu:tıp okumalı!"
Dedirir - uykusuz gözlerle öğrenci kümesi,
Varsa gelmiş, içilmiş çayları yâhud kahvesi!
Uzatanlar, yeni gelen tüm tıpçı öğrenciler,
Dinliyor dersleri, tufan gibi mahşer mahşer.
Tenyaları anlatıyor da parazitoloji
Öncesinde gelmeli: mikrobiyoloji!
Konular başka, lisanlar, içerik rengarenk;
Sade bir hadise var ortada; zorluklar denk.
Kimi hücre, kimi doku kimi bilmem ne belâ...
Hani, beyine de zulümdür bu istilâ!
Ah o ikinci sınıf yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi tıpçı varsa, hakkıyla sefîl,
Kustu anatomi aylarca durup tıpçısına;
Döktü içindeki zorluğu zulmedercesine.
Sorular çıkmasa hâlâ bize âfetti etüt...
Geçme kalma denilen, zorlu, anlamsız o büt.
Sınavda kalınsa da bulunur elbet sebep,
Öyle fazla ki: Eder her biri bir yüklü merkep.
Öteden üst dönemler sildiriyor âfâkı;
Beriden çömezler hatırlatıyor a'mâkı;
Soru şimşekleri hocadan gelip her siperin;
Sönüyor beyninin üstünde o öğrencinin.
Tekrarda olan ümitsiz gibi onlarca kalan,
Kalanların umudu yıktığı: yüzbinlerce an.
Gençliğinizi almakta, yaşlandırıyor bu yer;
O ne müthiş okuldur; savrulur öğrenciler...
Depresyon, anksiyete veyahut huzursuz bacak,
Giderler psikiyatristlere, sağnak sağnak.
Anlatıyor hoca olmuş akademisyenler,
Anlaşılmayan konular, alevden dersler.
Dolduruyor gereksiz, bağrı yanık sinelere,
Bağrı yanık sine sahibi öğrencilere.
Lablarda hep bırakacağını söyleyenler,
Okul uzatanlar bu tehdîde ancak güler!
Ne merhamet ister ne de kolaylık hocadan;
Durur mu kurtlar içinde kükreyen aslan?
Hangi kuvvettir onları edecek kahrına râm?
Çünkü umursamazlık o metin istihkâm.
Gelip geçicidir, fakültedeki seneler,
Hekim olmaya tevkif edemez bütler, finaller.
Bu gençlerdir doktorluğun ebedi serhaddi;
Dekan "Asli vazifendir, onu çiğnetme." dedi.
Doktorluk nesli.. Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi görevini, çiğnetmeyecek.
Sarsılmış gövdesi, bir baksana, dağılmışlar...
Komite olmazsa, bu kadar çalışmaz başlar,
Yorulmuş sınavın ardından, uzanmış yatıyor,
Bir sınav uğruna, ya Rab kaç öğrenci kalıyor?
Ey tıp için yıllarını heder etmiş gençler!
Geçmişten gençliğin gelip öpse elini değer.
Ne saygınsın ki bilgin susturuyor milleti...
Aşret ağaları ancak, bu kadar şanlı idi!
Sana kısa gelmeyecek ömrü kimler yazsın?
"Sıkıştıralım altı yılı" desem sığmazsın.
Baraj baraj geçtiğin derslere yetmez o kitab
Seni ancak mezuniyet eder istiab.
"Tıp Fakültem" diyerek okulu diksen başına;
Ruhunun özünü duysan da eklesen aşına;
Sonra notlarını alsan da, ridâ namiyle,
Cahilliklerini örtsen bütün ecramiyle;
Guyton ve Ganong kitaplarını yapsan da taban,
Bir bütün fizyolojiyi ezberlesen oradan;
Ve Lippincott altında, biyokimyana,
Uzanırken, patolojiyi getirsen yanına,
Ordinalyüs gibi üç dalda otörlük yapsan;
Gündüz vaktinde konferanslarda ders yapsan;
Tüllenen geceyi, makaleyle sarsan yarana...
Yine bir şey okudum diyemezsin etrafına.
Sen ki, çabalarınla zorlayarak tüm azmini,
Türkiye'nin en zor denilen fakültesini,
Kazandığın gibi başarına ettin hayran...
Sen ki, çevreni sarmışken korku ve heyecan,
O sınav anını göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, öğrenci kartında yazar fakülte adın;
Sen ki, yıl uzatsan da bitireceksin.. Heyhat,
Sana uğramaz işsizlik, seni almaz bu feryat...
Ey şehit olmuş doktor, isteme benden makber,
Öldürüldükçe sen mezardır bu hastaneler.
Mehmet Akif Ersoy ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor ve özür diliyorum...
Etiketler:
Çanakkale Şehitlerine,
doktor,
eğlence,
fakülte,
komik,
Mehmet Akif Ersoy,
öğrenci,
parodi,
şiir,
tıp
18 Kasım 2019 Pazartesi
Tıbbiyeli Türküsü
Soru bu, getirir sakin sakin eceli
Bir yanda ölen benim, öbür yanda tıbbiyeli
Zorlaştıran sorular, hep basamak basamak; Senin de alın yazın sorularda susamak.
Her şey sorulur, tanı, tedavi veya ölçüt;
Sınavlar çift; finalle geçmezsen, önünde büt.
Notlarla demetlenmiş, büyük, küçük, konular;
Şu çıkan föye bak, bu koca "tekstbok"a inat!
Fakat tıbbiyeli başka, notlar durmuyor üstünde,
Konular ezberlenmiş, kıvrımlaşmış beyninde.
Bakıyor,duruyor hep soruyu çözmek için.
Tıbbiyeli soruları çözemez niçin?
Rabbim isterse, tıp fakülteleri burulur,
Sırtına tıbbiyenin, tıp tarihi vurulur.
Eyvah eyvah tıbbiyelim, çalışmak mıdır bu yük?
Bu sınav zor, bu sınav zalim, bu sınav büyük!..
Ne ağır gençliktir başındaki, Tıbbiyeli:
Nasıl taşınır yıllar hepsi bin bir hileli?
Öğrenci sanıyordum mezuniyete hamal.
Hamallık ki, sonunda ne saygı var, ne de mal,
Yalnız acı stajlar, zehrini tıptan alan;
Ve ayrılık, sosyal hayattan, arkadaşlardan.
Şimdi çalış tıbbiyeli, çalışmak vakti ân;
Tembelliklerle geçmiş lise yıllarını an!
Hani eski dostlar ki, yanında geziyordu;
Hani bahçesinde bağırdığın lise yurdu?
Nerede şair tutkun, Hikmet Ran, Necip Fazıl;
Yanan aşk-ı hayalin, ne ara oldu atıl?
Yazıların nabzında atar mı Osmanlıca?
Bulur mu yazma aşkın o harfleri: Arapça!
Bütün bunlar sendedir, bu uçsuz düşünceler;
Tıbbiyeli, hayallere katran döktü dersler.
Tus sınavı yakın, çalış çalış Tıbbiyeli
Temel bilimde boşsun, klinikte çileli!
Sınav dört beş saat, sorular beşer seçenek;
Bir sınav ki, kalmaya ayarlanmış düzenek.
Geldi pratisyenlik, gitti okul yılları;
Siz, kronik tusçular, ne oldu tus yolları?
Nicelerini sallayan, sanki koca sarkıl!
Bu ifritten suallerin, cevabın bilmez akıl!
Tıbbiyeli, saf tıpçı, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık düşler yolunun!
Sen ve ben hayaliyle ıslanmış hamurdanız;
Kütüphanelerde, tusa çalışmaktayız.
Hayaller ve sorumlulukla yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, tıbbiye böyle gider!
Elbet bitecek, sefayı gösterecek takvim;
O güne kadar dertlerindir benim şiirim!
Yol senin, çile senin, gerisi hanımeli
Gece gündüz çalıştın, pes etme, Tıbbiyeli!..
Bir yanda ölen benim, öbür yanda tıbbiyeli
Zorlaştıran sorular, hep basamak basamak; Senin de alın yazın sorularda susamak.
Her şey sorulur, tanı, tedavi veya ölçüt;
Sınavlar çift; finalle geçmezsen, önünde büt.
Notlarla demetlenmiş, büyük, küçük, konular;
Şu çıkan föye bak, bu koca "tekstbok"a inat!
Fakat tıbbiyeli başka, notlar durmuyor üstünde,
Konular ezberlenmiş, kıvrımlaşmış beyninde.
Bakıyor,duruyor hep soruyu çözmek için.
Tıbbiyeli soruları çözemez niçin?
Rabbim isterse, tıp fakülteleri burulur,
Sırtına tıbbiyenin, tıp tarihi vurulur.
Eyvah eyvah tıbbiyelim, çalışmak mıdır bu yük?
Bu sınav zor, bu sınav zalim, bu sınav büyük!..
Ne ağır gençliktir başındaki, Tıbbiyeli:
Nasıl taşınır yıllar hepsi bin bir hileli?
Öğrenci sanıyordum mezuniyete hamal.
Hamallık ki, sonunda ne saygı var, ne de mal,
Yalnız acı stajlar, zehrini tıptan alan;
Ve ayrılık, sosyal hayattan, arkadaşlardan.
Şimdi çalış tıbbiyeli, çalışmak vakti ân;
Tembelliklerle geçmiş lise yıllarını an!
Hani eski dostlar ki, yanında geziyordu;
Hani bahçesinde bağırdığın lise yurdu?
Nerede şair tutkun, Hikmet Ran, Necip Fazıl;
Yanan aşk-ı hayalin, ne ara oldu atıl?
Yazıların nabzında atar mı Osmanlıca?
Bulur mu yazma aşkın o harfleri: Arapça!
Bütün bunlar sendedir, bu uçsuz düşünceler;
Tıbbiyeli, hayallere katran döktü dersler.
Tus sınavı yakın, çalış çalış Tıbbiyeli
Temel bilimde boşsun, klinikte çileli!
Sınav dört beş saat, sorular beşer seçenek;
Bir sınav ki, kalmaya ayarlanmış düzenek.
Geldi pratisyenlik, gitti okul yılları;
Siz, kronik tusçular, ne oldu tus yolları?
Nicelerini sallayan, sanki koca sarkıl!
Bu ifritten suallerin, cevabın bilmez akıl!
Tıbbiyeli, saf tıpçı, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık düşler yolunun!
Sen ve ben hayaliyle ıslanmış hamurdanız;
Kütüphanelerde, tusa çalışmaktayız.
Hayaller ve sorumlulukla yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, tıbbiye böyle gider!
Elbet bitecek, sefayı gösterecek takvim;
O güne kadar dertlerindir benim şiirim!
Yol senin, çile senin, gerisi hanımeli
Gece gündüz çalıştın, pes etme, Tıbbiyeli!..
Etiketler:
doktor,
eğlence,
fakülte,
komik,
Necip Fazıl,
Necip Fazıl Kısakürek,
nfk,
öğrenci,
parodi,
şiir,
tıp,
tus
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)